Yazı



İsfahan – Fera”h”an

               

 

Kimi Kerem ile Aslı’dan, kimi Dünya’nın yarısı tabiriyle tanıyor İsfahan’ı.

 

İsfahan, ziyade bulunabilecek güzellikler içinde olan bir şehir. Sarayları, camileri, pazarları, evleri, çinileri kısacası her yeri tarihi ve mimari eserlerle dolu diyebiliriz. Parkları, ağaçları ve evlerinin o minimalist şıklığı. İnsanın zihninde o güzel benzersizliği uyandırıyor.

 

Eğer tarihsel açıdan bakarsak İsfahan, Yontma Taş Devri’ne kadar dayanıyor. İran’lı Medler buraya yerleşince Aspandana adında bir şehir olmuş. Milattan sonra 642 yıllarına doğru Arapların eline geçmiş. Selçuklu hanedanının kurucusu Tuğrul Bey bu şehri başkent yapmış. Onun torunu Melikşah kenti büyütmüş, zenginleştirmiş. Ünlü İsfahan Mescid-i Cuma’sı bu dönemde yapılmaya başlanmış. Eskiden Safevilerin elinde olan bu topraklar, en parlak zamanını Şah Abbas döneminde yaşamış mimari açıdan. Camilerinde, saraylarında büyük payı olduğu söyleniliyor. Şehrin zenginliğine zenginlikler katmış.

 

Camilerini saymaya kalkarsak bu yazı bitmez diye tahmin ediyorum. Biz Şeyh Lütfullah Camii’nden söz edelim: tavanı tahtadan ve ortasında bir oyuk olan bu mimari, çok tarihi bir esere benziyor açıkçası. Ancak hangi yılda, ne zaman yapıldığına dair bir fikrim yok henüz. Fakat görselliği iyi bir uğraşla bu hale geldiğini zihinlerimizde ortaya  koyuyor. Mescid-i Cuma’sına gelince, büyük bölümü Melikşah zamanında tamamlanan bu yapının mihrabın önündeki büyük kubbesinden başka, açık avlunun kuzey kesiminde ikinci bir kubbesi var imiş. Değişik zamanlarda, dört eyvanlı avlu ve iki büyük kubbeyle biçimlenen ilk plan aynı kalmak üzere çeşitli ekler yapılmış. Melikşah döneminde yapılan mihrap önü kubbesi 15 m çapındaymış ve güneyde duvara, diğer yönlerde yonca planlı ayaklara oturur. Düşey silindirik şekillerle desteklenen kubbe, güneydeki büyük eyvanla bir simetri ekseni oluşturuyor. Dışta sekizgen kesitli bir kasnak üzerinde yükselen kubbenin tepe noktasında hafifçe olması ise tipik Selçuklu üslubu. İçte, kalın desteklerle kubbe arasındaki ince bingiler, tuğla işçiliğinin zengin örneklerini veriyor bizlere.

 

Siosepol Köprüsü’ne gelince, şehri ikiye bölen Zayendeh nehri üzerinde eski dönemlerden kalma bu köprü Şah Abbas döneminde hicri 1005 yılında inşa edilmiş. Köprü yaklaşık 300 metre uzunluğunda ve 14 metre genişliğinde. İngiliz sayyehlar köprünün sütunlarını 40 olarak belirlemişler ancak 7 tanesi alınınca 33 tane sütunu kalan bu köprü 33 Çeşme Köprüsü olarak da anılmakta. Ayrıyetten Allahverdi köprüsü, Şah Abbas köprüsü olarak da biliniyor.

 

Çehel Sütun Sarayı, şehrin tarihi eserlerinden yine. Yüzölçümüyse 67.000 metrekarenin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu eser de Şah Abbas zamanında yapılmaya başlanmış. Bu eserin 20 tane sütunu ve öndeki havuza yansıyan 20 tane sütun görüntüsü var. Bu yapının içinde eski eserler müzesi bulunmakta. Ayrıca bu yapının merkez binasında değişiklikler yapılmış;ayna salonu, 18 sütun salonu, ayna salonunda iki büyük  kuzey ve güney odaları, padişah salonun iki tarafındaki eyvanlar, binanın önünde resimlerle süslenmiş büyük havuz, ayna işlemeler, mozaik duvar işlemeleri ve kireşler eklenmiş.

 

Ali Kapu Sarayı’ndan bahsedelim biraz da. Şeyh Lütfullah Camii’nin karşısında. Hicri 11. yüzyıla dayanmakta ve yine Şah Abbas döneminde inşa edilmiş. Ve daha sonra birçok değişikliğe uğramış. Kelime anlamı “Ulu Kapı” olan bu saray, “ Mübarek Nakş-ı Cihan Devlethanesi” ve “Kasr-i Devlethane olarak da isimlendiriliyor. Bu yapi Safeviye sülalesinin iktidardan düsmesinin  ardindan bir çok hasar görmesine rağmen halen bir takim özellikleri kendinde barindirmaktadir ki Safevi dönemi ressamliği ve alçi islemliginin görkemliligini gözler önüne sermekte ve her seyircinin dikkatini kendi üzerinde toplamaktadir.

 

Meydan-ı İmam. Bu meydan, Dünya’nın en büyük meydanı olarak biliniyor. Eski adı Meydan-ı Şah imiş. İsfahan’da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçilip, şehrin merkezi sayılabilen bir yer. Bu meydanın boyu 500 metre ve eni 160 metre. Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında büyük bir havuzu olan kapalı bir mekan. Bu meydan 1979 yılında Unesco’nun Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Adı Nakş-ı Cihan olarak da biliniyor.

                                                                                                  

Hacu Köprüsü, İsfahan’ın tarihi köprülerinden. Safevi döneminde bu köprü Dünya’nın en güzel köprüleri arasında yer almış. Köprü 133 metre ve genişliği 12 metredir. Bu köprüye, Baba Rukneddin, Şiraz da denmektedir.

 

Pazarları, incik-boncukçular, halıcılar, çanak-çömlekçiler, bakırcılarla dolu. İçeriye dalındığında çıkılmak istenmiyor.

 

Duyduklarıma, bildiklerime göre böyle bir şehir işte. Ama bu şehre gitmeyi, Amerika’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye gitmekten daha çok isterim ve özlemini duyarım. Oralarda bir yığın modernizm görmektense, İsfahan’da bir yığın tarihi, mimari eser ve camii görmeyi yeğlerim. Zaten İstanbul’da yeterince modernizm varken daha fazlasına ne ihtiyaç var?

 

Elif KARACAN

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !